Bulut Bulut Üstüne

 
 
Bazı şeyler isimlerinin hakkını o kadar güzel veriyor ki, onlara bu ismi ilk takan her kimse gidip tebrik edesim geliyor. Bulut bilişim de bunlardan birisi benim gözümde. Adını çizimlerde interneti temsil etmek için kullandığımız bulut şeklinden aldığı kanısı yaygın. Ancak bulut bilişimin masmavi bir bahar gökyüzünde süzülen bembeyaz bir bulut gibi huzur mu verdiği yoksa simsiyah bir sonbahar gökyüzünü kapatıp insanın ruhunu mu kararttığı yoruma açık.
Gerçek hayatta da bulut deyince çok farklı şeyleri anlamak mümkün.
 

Bilişim hizmetlerinin bir gün tıpkı elektrik gibi merkezi bir şekilde sağlanacağı ta 1960’lardan beri öngörülen bir konu. Bugün bu konuyu bu kadar konuşuyor olmamızın sebebi ise orijinal işi bilişim olmayan pek beklenmedik bir firmanın pazarlama başarısı. Bildiğimiz kitapçı Amazon’un 2000’li yılların başında farkına vardığı bir konudan çıkıyor her şey.

Mayıs 2000’de dot-com balonu patlamış, 2001’de malum terör saldırıları olmuş; bilişim sektörü sefilleri oynuyor. Tek ekmeği internetten satış olan Amazon’un bilişime yatırım yapmaktan başka çaresi yok. Veri merkezlerini güncel, son teknoloji ile donatılmış vaziyette tutuyor. Amazon’un gelirinin yarıdan fazlası en Kasım-Aralık aylarında yapılan satışlardan geliyor o dönemde. O yüzden veri merkezleri bu zaman diliminde doğacak ihtiyacı karşılayacak şekilde ölçekleniyor.

“Yahu biz bu bilişim kaynak bolluğunu kalan 10 ayda nasıl paraya çeviririz?” sorusunun en mantıklı cevabının bunu birilerine kiralamak olduğu ortaya çıkıyor. Bu temele dayalı çalışmalar neticesinde 2006 yılında Amazon WEB Service ticari hayatta yerini alıyor. Doğru bir pazarlama stratejisi, diğer firmaların da bu işe uyanması ile sonrası çorap söküğü gibi geliyor.

Kitap, DVD derken, uyanık, başımıza ne işler açtı.

Bulut bilişimde temel felsefe, sizin bilişimden beklediğiniz her ne ise onun size bir hizmet olarak verilmesi. Siz kendinizinmiş gibi davranan bir sunucu da isteyebilirsiniz, ya da e-posta hizmeti, belki de bir depolama alanı. Bu servise ulaşmak için de interneti kullanmanız bekleniyor sadece. Sonrası, “havada bulut, bilişimle boğuşmayı unut” şeklinde. Servis sağlayıcınız kalan tüm işleri sizin adınıza hallediyor.

Tabi böyle yapabilmek için klasik bilişimci kimliğinizden ödün vermeniz gerekiyor. Neredeki bir sunucudan hizmet alıyorum, verilerim hangi merkezlerdeki hangi disklerde duruyor filan, bunlara çok takılmamanız lazım. Bilgisayarınızın prizindeki elektrik Keban’dan mı geliyor, Yatağan’dan mı diye dert etmediğiniz gibi, burada da sağlayıcınıza güvenip istediğinizi alıp alamadığınıza bakacaksınız.

Bulut bilişim diye bir şeyi asıl var eden tabi ki internet altyapılarının bu derece gelişmesi oldu. Bundan 15 yıl önce istemci bilgisayarlarımız ile kurumsal sunucularımız arasında 10 Mbps hızında yerel ağ ile haberleşiyorduk. Bugün internete bağlı istemcilerimiz en kötü 8 Mbps hızında bant genişliğine sahipler.

Hal böyle olunca, 1990’lı yılların sonunda kurum içi aldığımız kalitede bir e-posta hizmetini bugün internette duran Hotmail’den alıyor olmamız hiç de şaşırtıcı değil. O zamanlar popüler olan istemci-sunucu tabanlı yapıya bugün internete bağlı istemci-internette bi yerde sunucu şeklinde yaklaşmamız mümkün; zaten ona da bulut bilişim diyoruz.

Neye bulut denildiği de bambaşka bir konu aslında. Gerçek bir buluta bakan herkes nasıl ki farklı bir şekil görüyorsa, bilişim işinde olan herkes için de bulut bilişim farklı bir anlam ifade ediyor.
Öncelikle birbirinden çok farklı iki bulut bilişim kavramı var. Açık bulut ve özel bulut. Sayısız barajlar, santraller gibi bileşenlerden oluşan ulusal elektrik şebekesi ile birbirini yedekleyen iki jeneratörden oluşan bina sistemi kadar farklılar birbirlerinden.

Daha önce bahsi geçen Amazon açık buluta bir örnek. Ne kaç veri merkezi olduğunu biliyorsunuz, ne nerede olduğunu, ne kullandığınız sistemleri, ne de buralardan başka kimlerin hizmet aldığını. Hizmetin bu örgü yapıdan size getirilmesi bambaşka bir dinamik.

Özel bulut ise belirli bir kullanıcı kitlesine, örneğin bir kuruma ait, başka kullanıcıların dahil edilmediği bir yapı. Hal böyle olunca çoğunlukla organizasyona ait 2-3 veri merkezinde, kuruma ait sistemlerden sınırlı sayıda istemciye kapalı devre hizmet veren bir yapıdan bahsediyoruz.

Yine de her iki yapı da sanallaştırma, çok merkezli çalışma, cihaz ve konum bağımsız çalışabilme, kaynakların dinamik atanması, bilişim kaynaklarının merkezileştirilmesi, güvenlik, yüksek performans gibi ortak özellikleri bünyelerinde barındırıyorlar. Bu saydıklarımıza da bulut bilişim teknolojileri diyoruz zaten.

E, zaten bu saydığımız teknolojileri kendi bilişim altyapılarımızda hali hazırda uygulamıyor muyuz? Çoktan başlamışız hepimiz ucundan bulut bilişime, o yüzden çok da üzerine düşmemek lazım belki. Asıl önemli olan işimizi yapmak, kullandığımızın adı bulut olsa da olur, olmasa da.

 
Daha önce de dediğim gibi, hepimiz aynı buluta bakıyoruz da, kimimiz uzandığı çimenlerden bir yüz görüyor o bulutta, kimimiz tedbirli; şemsiyesini almaya gidiyor.
 
Bazen bulutta Atatürk bile görmek mümkün; tarih 10 Kasım 1953

Bu yazı daha sonra düzenlenerek CeBIT Life Magazine 1. Sayı‘sının 32. sayfasında “Bulut Bilişim Üstüne” başlığıyla yayınlanmıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to top