Sanallaştırma Ve Son Kullanıcı

Son yıllarda hakkında o kadar çok yazıldı çizildi ki artık günlük gazete okuyucusu olan bir kişi bile en azından böyle bir şey olduğunu biliyor. İş ya da özel hayatında bilişim kullananlar için biraz daha tanıdık bir kavram haliyle.

Sanallaştırmanın işi sistemler olan bilişimcilerin hayatını nasıl güzelleştirdiğini anlatan pek çok kaynak var; ben bile çeşitli vesilelerle sanallaştırma üzerine 5-6 yazı yazdığımı biliyorum. Ancak bilişim hizmetlerini tüketen son kullanıcıların hayatında sanallaştırmanın yeri konusuna da bir göz atmanın gerekli olduğunu düşünüyorum.
Dünyadaki pek çok konu gibi, bilişim hizmetleri de bir arz talep ikilisinden oluşuyor. İşi bilişim olanlar, son kullanıcıların talep ettikleri hizmetleri arz etmekle yükümlüler. Sanallaştırma da bu arzı gerçekleştirmekte kullandıkları bir araçlar topluluğu. Başka bir deyişle, sanallaştırma ile son kullanıcıların yolu, kendilerine iletilen bilişim hizmetleri sağlanırken kesişiyor.

Peki, ne bekliyor kullanıcılar? Aslında basit. Söz konusu olan her ne uygulama ise o uygulamayı basit bir şekilde kullanmak istiyorlar. Her yerden, her zaman, aynı arayüzle.

Burada biraz basmakalıp bir hareket ile Türk Dil Kurumu’ndan sanal sözcüğünün tanımına bakmak istiyorum. “Gerçekte yeri olmayıp zihinde tasarlanan” diye açıklıyor sanal sözcüğünü.
Buradan farklı bir bakış açısı yakalanabiliyor aslında. Kullanıcılar zihinlerinde tasarladıkları uygulama arayüzünü karşılarında gördükleri sürece sorun yok. Aslında kullanıcının beklentisi sanal bir anlamda. Onu nasıl sağlayacağımız bizim işimiz.

iOS, Windows 8, Android… Ikon farklı ama hangisine tıklarsanız tıklayın, aynı oyunu oynuyorsunuz.
 

Angry Birds oynarken altta Android mi, iOS mu, Windows mu olduğu ile çok da ilgilenmiyorsunuz sonuçta. Uygulama sizin bilgisayarınızda mı çalışıyor, yoksa başka bir yerde çalışıp da görüntüsü mü size aktarılıyor o da dert değil. Kullanıcının endişesi mavi kuşa nerede bastığında 3’e bölmek daha verimli, o olmalı.

Bilişim kullanımını, son kullanıcıya kullanılan bilişim kaynaklarından bu derece bağımsız yaşatma kavramına ben Kullanıcı Deneyimi Sanallaştırma adını veriyorum. Kullanıcı tarafından baktığımda benim aklımın erdiği en ileri nokta burası. Şu anda bu yazıyı yazdığım makinede Linux işletim sistemi var ama Firefox tarayıcı üzerinden Word Web App ile alışık olduğum Microsoft Word arayüzü ile düzenliyorum. Aynısını tablet bilgisayarımdan ve dahi hatta cep telefonumdan da yapabilirdim.

Bu kavram bizlere de biraz yeni aslında. Benim bulunduğum nesil masaüstü işletim sistemi bağımlısı biraz. Bizim gibi illaki alıştığımız “Başla” düğmesini, klasör düzenlerini görmek için bir alt kavram olan Masaüstü Sanallaştırma geliyor. Ancak felsefe aynı, sizin görmek istediğiniz zihninizde tasarladığınız masaüstü mü, hay hay. Ancak burada artık kullanıcıya bir işletim sistemi deneyimini kullanması ile ilgili bir kısıtlama getiriyorsunuz.

Aslında bu iş için kullanılan ince istemciler ve ataları olan akılsız terminallerin geçmişi bizden bile bir üst nesile gidiyor. Ancak ağ teknolojilerinin ilerlemesi, PCoIP benzeri protokollerin devreye girmesi ile birlikte kullanıcıya yaşatılan masaüstü deneyimi yeri geldiğinde gerçek bir bilgisayardan daha üst noktalara gelebiliyor.

Kullanıcılara hitap eden sanallaştırma teknolojilerinde bir başka seviye de Uygulama Sanallaştırma. Burada cihaz bağımlılığını da devreye sokuyor ve belirli bir mimariye ve işletim sistemine bel bağlıyorsunuz. Yine de uygulamalar kullanıcının masaüstüne sanal paketler olarak aktarıldığı için, işletim sistemi çalışır durumda herhangi bir cihaz kullanıcının beklentisini karşılıyor.

Elbette ki kullanıcıya bu sanallaştırma teknolojileri ile uygulama ya da masaüstü sunabilmek için de pek çok sanallaştırma teknolojisini arka planda çalıştırıyoruz. Kolay yönetebilmek için veri merkezlerimizde topladığımız bilişim kaynaklarımızı, bizden hizmet bekleyen kullanıcılara en verimli bir şekilde ulaştırmak için sanallaştırma teknolojilerinden gerekli olanları devreye sokuyoruz.

Eminim ki yazımı düzenlediğim Word Web App uygulaması Microsoft’un Hyper-V sunucu sanallaştırması ile sanallaştırdığı bir uygulama sunucusu havuzu üzerinde çalışıyordur. Kaydettiğim veriler tümleşik bir ağ üzerinde tanımlanmış sanal bir depolama ağı üzerinden, depolama sanallaştırılma yönetimi tarafından bana uygun görülen bir depolama sistemi üzerine aktarılmıştır. Bu depolama sistemi de benim yazdıklarımı üzerinde sanal RAID yaptığı disk havuzunun bir yerlerine dağıtmıştır.

Umurumda mı?

Sonuçta bu yazıyı okuyabildiyseniz… değil.


Bu yazı daha sonra düzenlenerek CeBIT Life Magazine 1. Sayı‘sının 24. sayfasında aynı başlıkla yayınlanmıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to top