Acı Hafızası

Çocuklarda gözlemlediğim enteresan bir özellik hakkında konuştuk bugün bir dostumla.

Konu bizim oğlandan açıldı; Emre geçtiğimiz Cuma günü (7 Aralık 2012) bir diş operasyonu geçirdi. Kolay değil, 4 dişe tedavi uygulandı. Bizimkini bırakın o kadar saat dişçi koltuğunda tutmayı, 4 dakika aynı yerde oturtmak mümkün olmadığı için narkozu verdiler; operasyon yapıldı, 3 diş kurtarılırken bir azı dişini de çektiler.

Kuzucuk, narkozdan uyanmaya çalışıyor.

Şimdi, ben o operasyonu geçirsem, 3 gün kendime gelemem. Ama gel gör ki, Emre o akşamı dahi kıpır kıpır, gene yerinde duramaz kıvama gelmişti. Birlikte geçirdiğimiz bütün haftasonu dahilinde de dişi ile ilgili “gık” demedi.

Operasyondan kabaca 24 saat sonra, köpük keyfi.

Bu beni Emre’nin daha da küçüklüğüne götürdü. Aşı yapılırken de, iğnenin battığı an dışında (tabi zapt edilmesine duyduğu öfke hariç konuşuyorum) hiç acıdan şikayeti olmadı Emre’nin. Halbuki ben tahlil için kan vb. verdikten sonra bir süre o meretin sızısından rahatsız olurum.

Buradan şöyle bir cümle türettim sohbet sırasında “Allah’tan ki çocukların acı hafızası yok”.

Sonra da kendi kurduğum bu cümle üzerine kafa yordum biraz. Gerçekten, çektiğimiz acıların ne kadarını gerçekten yaşıyoruz, ne kadarı bize bilincimizin bir oyunu?

Fiziksel acı için bunun bilimsel bir izahı yapılmış. PKMzeta diye bir protein var, bu meret nöronlar arası bağlantıyı kuvvetlendirip hafıza denen şeyin oluşmasını sağlıyor. Acı yaratan bir travma yaşandığında acıyı hisseden nöronlar arasında PKMzeta konsantrasyonu artıyor. Böylece vücut bir nevi o acıyı hatırlıyor; o yüzden ilgili bölge daha hassas oluyor, her an tekrar o acı yaşanacakmış hissi ile bir rahatsızlık duyuyorsunuz. Bir müddet sonra söz konusu bağlar zayıflıyor ve vücut normale dönüyor. Yetişkinler olarak vücudumuzu daha yoğun dinlediğimiz için de travmanın etkisini daha uzun süreli yaşıyoruz maalesef.

Ah o nöronlar, ah…!

Ya ruhsal olarak çektiğimiz acılar? Aynısı onlar için de geçerli mi acaba? Aslında gerçek üzüntümüz, sıkıntımız, hissettiğimizi düşündüğümüzden daha mı az?

Sanırım öyle. Gerçekte bizi üzen şeylerin bizi üzmüş olmasına daha çok üzülüyoruz. “Başıma bu da mı gelecekti”nin acısı çoğu zaman başımıza gelen acıdan daha uzun sürüyor, daha yoğun yaşanıyor. Bir anlamda “takıyoruz” yaşadığımız ruhsal travmaya ve onunla yaşamaya başlıyoruz.

Halbuki çocuklar öyle değil. Yetişkinlere oranla daha düşük olan konsantrasyon yetenekleri onların “çocuklar gibi şen” kalmalarına yarıyor.

Hayatın bizlere yaşattığı acılardan, üzerimize yüklediği sıkıntıları tamamı ile unutmak mümkün değil elbet. Ancak başarabildiğimiz kadar her sıkıntıyı bir kez yaşamaya çalışmamız lazım. Kız seni terk mi etti? Peki, buna üzül. Ama, mümkünse sadece terk ettiği an üzül. Sonraki günlerde de aynı üzüntüyü yaşamanın kimseye faydası yok; bir anlamı da yok, olay o an itibarı ile netleşmişti zaten.

Eternal Sunshine of the Spotless Mind (Sil Baştan). Ayrıldığı sevgilisinin hatıralarını silen biri mutlu olur mu? Ülkemizde hem çok geç vizyona girdi, hem de çok ses getirmedi maalesef. Filmi muhakkak seyredin, muhakkak.
 

Tamam, o işler tam olarak öyle “hayat kısa, değmez bir kıza” şeklinde olmuyor, olamaz da zaten. Tek dert de aşna fişne değil ayrıca, bunun kredi kartı borcu var, kazası var, ölümü var… Ama bu yine de bu konuda çaba göstermemek anlamına gelmez. “Zaman her şeyin ilacı” lafında aslında zamanın kendisi değil ilaç olan. Zaman içinde zihnimizi yönlendirdiğimiz yeni konular, yeni uğraşlar. Kendimizi kanalize edecek farklı şeyler bulabilirsek, yaşadığımız travmaları daha kolay atlatabiliriz sanırım.

Laf acı hafızasından açıldı. Elbette kimsenin yaşadıklarını unutmasını beklememek lazım; biz buna tecrübe diyoruz. Acı hafızasını tam anlamı ile yok edemeyiz belki ama daha az alan kaplaması için çaba gösterebiliriz. Acıların işgal edeceği yeri güzel hatıralar, güzel olaylarla doldurmak, çabalayarak öğrenebileceğimiz bir meziyet. Belki bunun bir yolu da içimizdeki çocuğu yaşatmak; bakarsınız biz de o zaman o “çocuklar gibi şen” kalıbının bir parçası oluruz.

Umarım hepimizi acıları, dertleri olabildiğince az yaşadığımız, yaşadığımızda da kısa sürede üstesinden gelebildiğimiz güzel günler bekliyordur.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to top