Nereden, Nereye? – Bölüm 1: Diskten Belleğe (Dört Köşe #09, Mayıs 2013)

Nereden, Nereye? – Bölüm 1: Diskten Belleğe (Dört Köşe #09, Mayıs 2013)

Daha önceki bir yazımda da başka dille ifade etmiştim gerçi, bir kez daha da tekrarlamakta zarar yok. Bilişim dediğimiz iş sonuçta bir işlemcide yapılıyor. Onun dışında kalan bütün konu, işlemcinin işleyeceği bilginin depolandığı yerler ve bu verilerin söz konusu yerler arasındaki yolculuğu. Zaten ölçü biriminden de belli; önbellek, bellek, disk, teyp, CD, DVD gibi bilişim bileşenlerinin hepsi byte’ın katları ile ölçülüyorlar. Tabi artık kilobyte, megabyte bile hafif kalan katlar. Bilişim dünyasından da altı sıfır atsanız ve bir megabyte’a bir yenibayt deseniz fena olmayacak aslında. Yine de sunumlarda filan, özellikle büyük veri gibi konulara girince çoğu insanın henüz duymadığı exabyte, zettabyte gibi kelimeleri kullanmak havalı oluyor. O yüzden pek böyle bir şeye yanaşılmıyor sanırım.

Bir bilgisayar sisteminde, verinin depolandığı bu birimleri ikiye ayırmanın bir yolu da üzerlerinde verileri geçici mi, kalıcı mı olarak tuttukları bakışı. Kast ettiğim, elektriği kestiğinizde alette veri duruyor mu, yoksa gidiyor mu? Yukarıdaki paragrafta saydıklarımdan önbellek ve bellek güç beslemesi kapatıldığında veri saklayamayan depolama noktaları. Kalanların hepsi, siz bir şekilde silmediğiniz sürece üzerlerindeki veriyi koruyabiliyorlar.
Bu ayırıma dikkat çekmekteki amacım, bu depolama birimlerindeki hacimsel değişikliklerin ister tablet bilgisayar, ister sunucu sistemi olsun bilişim mantığını nasıl değişikliğe uğrattığına dikkat çekmek.

Önce bilgisayarın kendisinden başlayalım. Kişisel bilgisayarın ilk çıktığı zamanlarda bir metin dosyasının tamamını bile bellekte tutamadığınız için işletim sistemleri dosyanın yalnızca o an görüntülediğiniz kısmını belleğe alıp, siz sayfa değiştirdikçe gacır-gucur disketten okurdu yeni kısmı. Bugün bir mobil işlemcinin önbelleği bile bahsettiğimiz zamanın sistem belleğinin 40 katı. Her ne kadar o zamanın metin dosyası ile şimdiki arasında da nitelik farkı olsa da, bugün çoğu metin dosyanızı işlemci önbelleği üzerinden düzenlemeniz mümkün.

Vurgulamak istediğim nokta, kelime işlem uygulamasında disk birimlerinin uygulamanın çalışması için elzem bir bileşenken artık söz konusu uygulamanın umurunda bile olmayan bir bileşen haline gelmiş olması. Bu örneği oyun programlarından tutun da, veri madenciliği uygulamasına varıncaya kadar pek çok farklı uygulama için benzeştirebilirsiniz. Elektriği kesmediğiniz sürece, hard diskin lambasını bile yakmadan pek çok uygulamayı belleğinizden çalıştırmanız mümkün aslında.
Bu konudaki bir başka trend de belleğin disk olarak kullanılması oldu. Bugün SSD dediğimiz disk teknolojisi, ana bellekte kullanılanlardan biraz daha yavaş olan bellek birimlerini işletim bilgisayarlar ve onlar aracılığı ile işletim sistemlerine disk diye yutturmaktan ibaret temel olarak.

Bellek hız ve kapasitelerindeki bu gelişme disklerin kullanımını da farklı bir yere itiyor haliyle. Önceleri yedek deyince aklımıza teyp gelirken, bugün bütün temel kurumsal üreticiler diske yedek alma teknolojilerine yatırım yapıyor. Elbette bunun bir sebebi disklerin artık yedekleme ortamı olarak kullanılabilecek derecede ucuzlamış olması. Ancak aynı zamanda artık diskler, yukarıda bahsettiğimiz bellek gelişmeleri ile ana bilişim öğesi olmaktan düşüp, ikincil bir depolama olarak kullanılmaya doğru itiliyor. Benzeri konu DVD’ler için de geçerli. Daha önce hard diskimize sığmayan resim, video gibi verilerimizi optik medyalara yedeklerken, artık harici diskleri tercih ediyoruz.

“Nereden, nereye?” derken, hem bilişimde sabit disklerin yerini bellek tabanlı öğelerin aldığını, disklerin de optik medyaların yerine geçtiğini de kast ediyorum. Hem de bilişimin yapılış biçiminin de değiştiğini vurgulamak istiyorum. Son nesil bilişim cihazları olan tabletler ve işletim sistemleri tamamı ile cihaz üzerinde depolama birimi olmadan bilişim sağlayabilecek şekilde tasarlandılar. Yine, kurumsal yapılarda yer alan sunucular üzerindeki uygulamalar da bellek içi bilişim için kendilerini uyarladılar.

Dropbox, SafeSync, Livedrive gibi bulut depolama çözümleri ile, veri saklama anlayışımız biraz daha da değişecek. Önümüzdeki ay da bu konuyu irdeleyeceğim.


Bu yazı daha sonra düzenlenerek Telekom Dünyası‘nın 129. sayısında yayınlanmıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to top