Nereden, Nereye? – Bölüm 3: Bina İçinden Dünyanın Dört Bir Yanına (Dört Köşe #11, Temmuz 2013)

Nereden, Nereye? – Bölüm 3: Bina İçinden Dünyanın Dört Bir Yanına (Dört Köşe #11, Temmuz 2013)

10 Mbps rakamı benim gözümde bilişim mimarilerinin değişimi konusunda kilit rol oynayan bir eşik değeridir. Ethernet ilk tanımlandığı zamanki standart hız 10 Mbps’dir. Daha sonra bunun Fast’i, Giga’sı vb.si çıkmakla beraber 1990’larda bina içi ağ erişiminde ulaşabildiğimiz en üst rakam olarak yer edinmiştir.

Bahsettiğimiz yılların bilişiminde kullanılan yazılım mimarisine baktığınızda da istemci-sunucu (client-server) yapıların gündemde olduğunu görürsünüz. Henüz çok katmanlı yapıların gündeme gelmediği bu mimaride, bilişim hizmetinin temel veri kaynağı sunucu olmakla beraber işlemci gücünün önemli bir kısmı istemci üzerine bırakılmaktaydı. Biraz detaya gireceğim müsaadenizle; istemci bir SQL sorgusu ile sunucudan veriyi çekip, kendi üzerinde bu veri ile ilgili gerekli işlemleri yapmakta ve işlediği veriyi ethernet üzerinden sunucuya yazarak işlemi tamamlamaktaydı.

Bu işi sunucu ile aynı binadaysanız yapmak mümkündü de, kbps’ler ile ölçülen geniş alan ağlarında yemiyordu sunucudan veriyi istemciye kadar çekmek. Yine de kurumunuzun taşra teşkilatından da benzer çalışma mantığı sağlamak gerekiyordu. Yerel olarak kurulan istemci-sunucu mimarilerinin gece birbirleri ile senkronize edilmesi günü kurtaran gibi pek çok çözüm üretildi. Yine de veri tutarlılığı gibi konular zaman zaman sorun olarak ortaya çıkıyordu.

İmdada çok katmanlı mimari yetişti. Java, .net gibi destekçileri ile HTML tabanlı kurumsal uygulamalar, veritabanı sunucularının hemen yanında duran uygulama sunucusu katmanında çalışmaya başladı. Çok katmanlı mimarinin 2 önemli getirisi oldu bilişime. Öncelikle tüm verilerin tek merkezde toplanmasını sağladı ki, veritabanı yönetmekle yükümlü insanlar için bulunmaz bir nimettir. İkincisi de uzak alan ağ bağlantıları üzerinden sadece HTML tabanlı veri alış verişi ile uygulama çalıştırmaya olanak sağladı; bu da düşük ve kalitesiz uzak alan ağ bağlantılarında bile neredeyse sorunsuz yürüyebilen bir mekanizmaydı. Hatta ilaveten, istemcisi kurumsal ağda bulunmayan kullanıcılar bile internet denilen icat sayesine bu uygulamalara erişebiliyorlardı.

Çok katmanlı mimarinin nimetleri saymakla bitmez de, işin basit bir tarayıcı üzerinden yapılması aslında istemciler üzerinden işlemci yükünü alıp istemcilerin işlemcilerini neredeyse atıl konuma düşürdü. Grafik tasarım, oyun, istatistiki analiz vb. işinde değilseniz, makinenizin işlemcisini %3-4’ten fazla yormanız çok zor. Zaten bu yüzden ince istemci, zero-diet client türü konuların popülaritesi arttı.

Geri dönelim 10 Mbps hikayesine. Aradan geçen 20 yılda sadece yerel alan ağ hızları değildi tabi artan. Artık geniş alan ağ bağlantıları için de 10 Mbps hızı harcıalem bir rakam. Evlerde kullanılan ADSL’ler 8 Mbps, Metro-Ethernet kurumlar için sıradan bağlantılar. Kurumsal yapıları bırakın evler için bir 1 Gbps hizmetler var.

Rakamsal gelişmelerin güzelliğini bir kenara bırakırsak, bilişim perspektifi ile de bir güzellik getirmiş durumda bu hızlar. Artık evinizden, internetteki (yani dünyanın herhangi bir yerindeki) bir sunucu kaynağına, bir zamanlar aynı binadan ulaştığınız hızlarda ulaşabiliyorsunuz.

Hal böyle olunca, bilişimimizde de yeni şekiller ortaya çıkıyor. Dosya sunucusunun alternatifi bulut depolama oluyor. Özellikle mobil cihazlar üzerinde uygulamalar işlemciler üzerinde çalışıp verilerini ya da sorgularını internet üzerinden yapan bir mimariye döndü. Her ne kadar çok katmanlı ve XML tabanlı yazılım teknolojileri kullanılsa da, istemci-sunucu mimarisine benzer bir yapı çıktı tekrar ortaya.

Her işe yarayan bilgisayarlarda yapılan bilişim doyuma uğradı zaten. Asıl artış amaca yönelik bilişim cihazları kullanımı yönünde. Bu cihazlar da yaptıkları işi kendi kaynakları ile çözüp veriyi internet üzerinden alıyorlar.

Artan bant genişlikleri ile de bu konuda sıkıntı yaşanmıyor; bugünün bulut veri merkezi geçmişin yan odasından daha yakına geldi bir anlamda.


Bu yazı daha sonra düzenlenerek Telekom Dünyası‘nın 131. sayısında yayınlanmıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to top