Ortak Bilinç (Dört Köşe #14, Ekim 2013)

Asya kökenli eski inanışların bazılarına göre insanoğlunun altın dönemi olarak adlandırılan bir dönem vardır. Pek çok mucizevi olayın yanında en önemli konu bütün insanların büyük bir uyum içerisinde yaşamasıdır. Çünkü insanlar birbirlerinin düşüncelerini okuyabilmektedirler. Bu sayede “yalan” ya da “sır” diye bir şey olamamakta, tüm insanlar ortak bir bilinçle hareket etmektedirler. Sonra birisi önce kelimeleri, sonra yazıyı icat eder. İnsanlar birbirinden sır saklamaya başlar, ortak bilinç yıkılır, şu anda yaşadığımız çağ başlar.

Tabi ki bu sadece bir batıl inanıştan ibaret. Ama sanki insanoğlu gerçekten bu yapıyı arıyor gibi. 21. yüzyıl bilişim teknolojilerinin bizi içine soktuğu eğilim bu yönde en azından.

İşin önce iletişim tarafına bir bakın. Günümüz insanı öyle bir iletişim güdüsü içinde ki, her an her saniye ya bir şeyler iletmek ya da kendisi ile paylaşılan bir bilgiyi almakla uğraşıyor. Akıllı telefona sahip bir yetişkin ortalama olarak 4 dakikada bir telefonunu yeni bir e-posta, mesaj ya da sosyal medya güncellemesi var mı diye kontrol ediyor. Otomobil kullanırken cep telefonuyla konuşmanın güvenlik nedeni ile yasak olduğu bir gerçek. Yine de direksiyon başındayken bile SMS yazan, tweet atan, iyi ihtimalle bunları sadece okuyan bir topluluk haline geldik. Normalde sokakta birisi sorsa “sana ne?” diyeceğimiz bir sürü şeyi kendi isteğimiz ile Facebook’ta yayınlıyoruz. Aynı anda tek iletişim de yetmiyor. Telefonda konuşurken bilgisayarımızdaki mesajlaşma programından da başka birisi ile muhabbet ediyoruz. Mesaj yazmaktan yeni neslin başparmağı daha işlevsel hale geldi; zile başparmakları ile basıyorlar mesela.

Nasıl oldu da bu noktaya geldik; bu teknolojiden çok toplum bilimlerini ilgilendiren bir konu. Ama teknolojinin toplumu taşıdığı nokta bireylerin artık hemen her bilgiye her yerden ulaşabileceği bir çizgide ilerliyor. Hala bazı şeyleri kendimize özel tutmakla birlikte toplum olarak daha çok bilgi vermek ve daha çok bilgi aktarmak eğilimindeyiz. Bu eğilimin bizi sonsuzda getireceği teorik nokta hiçbir sırrın olmadığı, herkesin her şeyi birbirine iletebildiği bir dünya.

Peki, onca iletilen bilgiler ne oluyor? Buna da büyük veri adını taktık. Akla gelebilecek her kaynaktan iletilen bilgileri veri ambarlarında topluyoruz. Bunlar üzerinde veri madenciliği, iş zekası ve karar destek sistemleri çalıştırarak edindiğimiz her veri parçasından bize bir sonuç çıkartmak amacı ile kullanılıyor. Bilişimle alakalı, alakasız pek çok firma ürün ve hizmetlerinin gücünü vurgulamak adına “küresel bilgi sistemleri” ile övünmeye başladılar.

Sunulan hizmet ve ürünler insanlık tarihinde ilk defa (tabi başta anlattığımız hikaye gerçek değilse) zaten talep edenlerin beğeneceği bilinen şekliyle arz edilmeye başlandı. Talep sahipleri zaten yukarıda yazdığımız iletişim yöntemleri ile ne istediklerini iletmişlerdi çünkü.

Yine olabilecek en uç noktada her bireyin, insanlık tarihi boyunca tüm bireyler tarafından toplanan bilgiler ve bu bilgiler kullanılarak oluşturulan kararların bir parçası olacağı bir ideal dünyaya gittiğimizi söyleyebiliriz.

Bu resimde bahsettiğimiz düşler dünyasına bir gün erişir mi insanoğlu? Bu sorunun cevabını vermek elbette bizlere düşmez. Ama yine de bilişim teknolojileri ile bu hayale doğru yol almaya çalışan bilişim camiasının bir parçası olmak çok güzel bir ayrıcalık.


Bu yazı daha sonra düzenlenerek Telekom Dünyası‘nın 134. sayısında yayınlanmıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to top