Telefonlardan Zil Sesi Kaldırılacakmış (Post PC #06, Kasım 2013)

“Dürüst, Tarafsız, Ahlaksız Haber” sitemiz Zaytung’a yakışır bir başlık da olurdu ama gerçekten de zaman zaman aklıma gelmiyor değil bu yazdığım.

Kabul ediyorum, bilişim sektöründe, home office düzeninde çalışan bir insan olarak akıllı telefonumu yoğun olarak kullanıyorum. Sesli görüşme, e-posta, ve ajanda fonksiyonları benim için çok kritik ve iş olarak yaptığım şeyler bunlar ile sürekli iletişim halinde olmamı gerektiriyor. Her telefonda olduğu gibi benim telefonumun üzerinde de bu işlevlere ait uyarıcılar var; telefon çalıyor ve titriyor, takvim ve e-posta için de uyarıcı ses tonları var.

Bir de sosyal paylaşım tarafım var. SMS, WhatsApp, Facebook ve Facebook Messenger, Foursquare ve zaman zaman da Skype ile iletişim kuruyorum sosyal çevremle. Haliyle, bunlarla da ilgili görsel ve sesli uyarıcılar var telefonda.

Ha, peki gerek var mı? Bakın onu sorguluyorum işte. Çünkü telefon sürekli elimde; cep telefonluğundan el telefonluğuna terfi etti kendisi. Mesaj mı geldi, ben zaten görüyorum. Telefon mu çalacak, daha zil sesi başlamadan, ekranın aydınlanması ile açma işlemlerine başlıyorum.

Şimdi, 45 yaşında benim halim bu. Daha gençler ne haldeler, hayal etmek bile zor diyeceğim de, aslında sokakta doğrudan yaşıyoruz.

Sadece başparmak kullanarak dakikada 40 kelime üretebilen (mrb, slm, tşk kelimeden sayılıyor mu?) bir iletişim nesli yetişmiş durumda. Arkadaşımın kızı var 14 yaşında, onu gözlemliyorum. Sürekli ama sürekli bir şeyler yazıyor; eh birilerinin yazdıklarını da okuyor herhalde. Gene çıtayı bir kuşak üste çekeyim, trafikte bakıyorum gene herkesin elinde. Araba sürerken konuşmayı aştık, mesaj yazanlar var. Ne yalan söyleyeyim, ben de kırmızıda durunca bir göz atıyorum.

Tabi işin sosyal boyutu var, çözmeye benim aklımın yetmeyeceği de, hepimizin ne çok şeyi varmış dünyaya ve arkadaşlarımıza söyleyeceğimiz. Ve ne çok merak ediyormuşuz o söylenecekleri ki, sürekli ne geldi diye bakıyoruz telefona. Hadi gene kendime batırayım iğneyi, geçen akşam ekipçe yemeğe çıktık sosyalleşelim diye. Ben de dahil herkesin elinde telefon. Ve hatta kendimi ekranın ışığı söndükçe düğmeye basarken yakaladım. Cuma akşamı saat olmuş on küsur, kimden ne duymayı bekliyorsam? Tek teselli, bu tür davranışlar sergileme konusunda yalnız olmadığımı bilmem.

Yolda yürürken, parkta otururken, arkadaş sohbetlerinde çantamızda, cebimizde ve hatta elimizde bile değil artık telefon. Doğrudan gözümüzün içinde. E hal böyleyken de, zil sesi olmasa da olur yani.


Bu yazı daha sonra düzenlenerek Hardware Plus‘ın 6. sayısında yayınlanmıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to top