Hani Her Şey Daha Kolay Olacaktı? (Dört Köşe #16, Aralık 2013)

Bilişim ve bilgi teknolojilerinin hayatı kolaylaştırmak, daha refah içinde yaşayan bir toplum oluşturmada 21. yüzyılın en etken araçlarından birisi olacağını söyledik ve hayal ettik. Bunu özellikle çekilen çeşitli bilim kurgu temalı filmlerde görmeniz mümkündür. İnsanların işe gitmeden, evinden iş yaptığı, ailelerine ve kendilerine daha çok vakit ayırdıkları, sanat, spor türü etkinliklere ağırlık verdikleri bir gelecek resmini seyrettik.

Çoğumuz için o gelecek çoktan gelmiş olmalıydı; o hayallerin kurulduğu zamanki teknolojilerin ışınlanma ve ışık hızını geçme dışında neredeyse tamamına sahibiz. Peki, her şey daha kolay mı; hayat daha güzel mi? Değil.

Sanırım hesaplanamayan, piyasaya her arz edilen teknolojinin beraberinde eşdeğeri bir talebi de getirdiği. Telekomünikasyon dünyası bunun en güzel örneklerinden birisini bize verdi belki de; cep telefonu. Uzay Yolu dizisi için 1966 yılında hayal olan teknoloji, hayal edilişinden 30 yıl sonra hayatımızın bir gerçeği haline geldi. Ancak, bizler bunun getirdiği rahatlığı çok kısa bir süre yaşadıktan sonra hayatımızın bir standardı haline getirdik. Daha önce 15 günde bir konuştuğumuz kişi şimdi 15 dakika geç cevap verse telefonuna olay oluyor. Bilişim teknolojileri de paralel aşamaları yaşadılar. Eskiden e-posta atıldıktan 15-20 dakika sonra düşerdi alıcının önüne. Şimdilerde telefonda konuşurken, “e-posta atıyorum, attım, geldi mi?” noktasındayız.

Bilişim teknolojilerinin aslında yaşam biçimimizi değiştirdiği gerçeğinden çıkarak artık günlük hayatımızda her şeyi daha hızlı bekler olduk. Eskiden pasaport almak aylar sürerdi; şimdi birkaç gün içinde evinize geliyor. Eczaneden ilacınızı almak için sağlık karnesi vb. bir ton kırtasiyeye ihtiyaç duymadan bir şifre ve kimliğiniz ile alabiliyorsunuz. Daha da arttırabileceğim bu örneklerin hemen hepsinin altında ülkemizde yapılmış başarılı bilişim projelerinin katkıları var. Bu projelere emeği geçen, teknoloji sağlayan herkes işin bir ucundan katkı sağlayarak günlük hayatta kullandığımız belirli servislerin daha hızlı ve kolay olmasını sağladı. Ancak bireysel servislerin hızlanması, kolaylaşması ile bu servislerin beslediği diğer servisler de eşdeğer düzeyde hizmet bekler oldular.

Her yerde ulaşılabilir, her zaman ulaşılabilir bir teknolojiye sahip olabilirsiniz. Ancak belirli bir anda size bir tek kişi ulaşabilir. Yine de bu birden fazla kişinin size ulaşmaya çalışmasına engel değil. Kaldı ki siz o an ulaşılmak dışında başka bir iş de yapmak durumunda kalabiliyorsunuz. Eczaneye 10 kişi geldiğinde tek bir eczacı olduğu için yine sıra beklemek durumundasınız. Ya da eczanenin camında “Cuma’ya gittim döneceğim” yazısı da görebilirsiniz. Ama bu hızlı servisler çağında, kimsenin beklemeye vakti yok.

İşte bu noktada devreye artık makineleri sokmamız gerekiyor. Çünkü makineler tek bir iş için tasarlanıyor, o iş dışında da akılları ya da bedenleri başka yerlere gitmiyor. Aynı anda birden fazla yerle de konuşup, çok sayıda işi paralel de yürütebiliyorlar.

Bulut bilişim ve büyük veri sistemlerinin çeşitli uyarlamaları ile makineler artık gerçekten sadece kendileri arasında iletişim kurarak, aradan insan faktörünü çıkararak belirli servisleri değil, hayatımızı kolaylaştıracak noktalara doğru gidiyorlar. Makineden makineye (“M2M” – Machine to Machine) adını verdiğimiz kavram işte bu noktada devreye giriyor.

Evet, şu an teknolojinin yarattığı hıza ve karmaşaya ayak uyduramıyor gibi durabiliriz. Ama sıkın dişinizi, az kaldı. Makinelerin hızından biz kurtarmaya yine makineler geliyor. Önümüzdeki ay bu konuya değinmek istiyorum.


Bu yazı daha sonra düzenlenerek Telekom Dünyası‘nın 136. sayısında yayınlanmıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to top