Beynimizi Buluta Taşırken (Dört Köşe #23, Temmuz 2014)

Geçenlerde Telekom Dünyası WEB sitesinde bir operatörümüzün Türkiye’de kullanıma sunduğu SIM kartları ile LTE teknolojisinin bulunduğu ülkelerde 4G mobil internetin faydalarından nasıl yararlanabildiği konusunda bir haber okudum. Tamam, biliyoruz, 3G’nin üstü de, vakit ayırıp da şu 4G ne menem bir şeymiş diye araştırma fırsatı bulmamıştım; gün bu gündür diyerek şöyle bir daldım internet alemlerine.

Bana sayma, sizlere okuma eziyetine girmeyeceğim pek çok teknik detay da var da, tabi en öne çıkan bant genişliği konusu oluyor. 3G şebekeleri için 7.2 Mbps olarak duyurulan teorik indirme bant genişliği 4G teknolojisi ile 60 Mbps’ye yükseliyor. Gerçi uygulamada bu rakam 12 Mbps civarında gözlense de yine de inanılmaz bir bant genişliği. Mobil veri şebekeleri bundan 10 yıl öncenin kablosuz yerel ağ performanslarını yakalamış, şu an evlerimizde kullanılan bakır telli geniş alan teknolojilerini misliyle geçmiş durumdalar.

Teknolojik olarak yapılan ilerlemeleri takdirle karşılamamak elde değil ancak bu teknolojik ilerlemelerin insan zihnine olan etkisi beni düşündürüyor.

Bundan 20 yıl önce eşin, dostun, komşunun, marketin filan, her bir yerin telefon numarasını ezbere bilirdim. Şimdi oğlanın annesinin, babamın bir de mesai arkadaşımın telefonu dışında hiçbir telefon numarasını bilmiyorum. Elbette 20 yıl önce 26 yaşındaydım, B12 vitamini filan türü konularla muhatap değildim, bunlar da başka etkenler de, kendimde asıl gözlemlediğim şey artık bilmek zorunda olmamam. Nasılsa telefon rehberimde kayıtlı; o da bulutta bir yerde benim adıma tutuluyor. Telefon silinse bile bi kullanıcı adı, bi şifre, hoop hepsi yerli yerinde.

Sonra bir de şu arama motoru olayı var. Artık hiçbir şeyi aklımda tutmakla uğraşmıyorum. Bir bilgiye ulaşmam gerektiğinde, cepten yazıveriyorum Google’a, hemen geliyor ne hatırlamak istiyorsam. Her veri bulutta bir yerde duruyor nasıl olsa. Bu günlerde 3G hızında geliyor maşallah, yakında 4G hızında daha da bir kolay erişir olacağım aradığım verilere.

“Ne bileyim, Yandex miyim?” diye bir reklam sloganı var; senin bir şey bilmene gerek yok, boşuna aklını doldurma, biz arar buluruz diye mesaj veriyor açıkça. Zaten Yandex ve Google sayesinde Telviye Teyze’nin “simitçiyi geçince sağa dön” şeklindeki yol tarifi bile yalan oldu; bulut üzerinden sağlanan en güncel haritasıyla ve hatta fotoğraf görüntüsü ile gitmek istediğiniz yere ulaşabiliyorsunuz.

Radyo mu? O da tarihe doğru gidiyor. Artık legal ya da illegal müzik indirmeye de gerek kalmadı; bulut üzerinden talep ettiğim anda istediğim şarkıyı, albümü dinleyebildiğim servisler var. Ve mobil şebekeler de bunların gereksinimlerini son derece başarılı bir şekilde yerine getirebiliyor. Geçen ay Ankara’dan Eskişehir’e sadece 3G şebekesi üzerinden Spotify dinleyerek gittim geldim; tık demedi. 4G hızlarına geçince video da sorun olmaktan çıkacak.

Güncel hayattan örnekleri geçelim, bilişim odaklı baktığınızda daha da uygulama özel örnekler vermek mümkün. Masa üstü sistemler için birinci depolama bileşeni olan hard diskler Dropbox, SafeSync gibi teknolojilerin kullanımı ile artık aslı bulutta duran verilerin yerel önbelleği konumuna düşmüş durumdalar. Ha, bu önbellek mobil ağ teknolojileri ile ceplere de indi. Siz benden GB’lık dosya isteyin, ben telefondan hallederim Wi-Fi filan da olmadan.

Daha önce de yazdığım gibi iletişim teknolojilerindeki gelişmeleri heyecan ve beğeni ile takip ediyorum. Ancak yaşamımız üzerinde sadece kolaylaşmak sözcüğü ile ifade edemeyeceğimiz bir farklılaştırıcı etkisi de söz konusu. Bizler ve yaşam tarzlarımız üzerinde yarattığı dönüşüm iyiye doğru mu, kötüye doğru mu diye bir yorum yapmak zor. O yüzden gelişen iletişim teknolojileri bizi ve beynimizi buluta taşırken her şeyi oluruna bırakıp yaşayarak görmekten başka yapacak bir şey yok.


Bu yazı daha sonra düzenlenerek Telekom Dünyası‘nın 143. sayısında yayınlanmıştır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to top