Dedemi Anarak (Hasretname; Otuzbeş Yıl)

Dedem. 39 yıl oldu kaybedeli. Allah rahmet eylesin. Çocukluğumdan hayal meyal tatlı bir anı benim için. İlk torun olmanın lüksü ile en çok keyfini çıkaran da benim muhakkak ki “kara dede”nin.

Tarih 17 Aralık 1969. Ahmet ve Murat Songür

Evinden, yurdundan sürülen, oralara hasretle geçen bir yaşamın insanı. Ahmet Songür. Geçenlerde bir vesile ile, otuzbeş yıl aradan sonra Bulgaristan sınırlarında kalan köyünü tekrar ziyarete gittiğinde yaşadığı hislerini döktüğü şiiri geçti elime. “Hacı İbrâm’ın oğlu Yusuf’un Ahmet” diye doğduğu yerlere olan özlemi.
Daktilo ile yazılı orijinal metni buraya aktarıyorum. Dedem de internet denilen bilgi topluluğunda birkaç bayt olarak yer alsın diye.


Uzun Yıllar hayal olarak yaşadığım bir hakikat âleminin sene-i devriyesi münasebetiyle:

HASRETNAME
OTUZBEŞ YIL


Otuz beş yıl sonra güzel Başkent Sofya’da hasret perdesi yırtıldı, doğdu pırıl pırıl
bir güneş,
O anda karşımıza dikildi Ahmet, Yakup ve Kâmil isimlerinde üç kardeş
O mutlu günümüzü saadet ve sevinç içinde geçirmekte oldular bana eş
Çok şükür kapını açtın bana OTUZ BEŞ YIL

Sabahın serin ve erken saatlerinde Sofya’dan çıktık yola
Sevinçten ve sururdan hiç bakmadık sağa sola
Eski Cuma Garında karşımıza çıkan ilk kula(1)
Ne kadar teşekkür etsek azdır OTUZ BEŞ YIL.

Güzel Osmanpazarı ve sevimli Karabaş köyün uzadıkça uzadı yolları,
Süratle otomobili süren şöförün bile yorulmuştu kolları
Tarihi büyük Höyüğün eteklerine toplanmış köyün sevimli çocukları
Sabırsızlıkla seni bekliyorlardı OTUZ BEŞ YIL.

Yüksek Höyük sanki yeşil bir çuha bürünmüş başını kaldırmış semaya
Yaşlı gözleriyle hazırlanmışlar sevgi ve muhabbetlerini edaya
Güzel ve yanık bir ses kelam ederek başladı nidaya(2)
Sana hoş geldin diyorlar OTUZ BEŞ YlL.

Doğup büyüdüğüm yeşil çayırlarında sekerek gezdiğim köyün adı Karabaş,
Bir anda karşımda buldum büyük küçük candan birçok kardaş
Hepsiyle o anda kucaklaştık sarmaş dolaş
Sana hoş geldin diyorlar OTUZ BEŞ YIL.

Ey Karabaş köyü tam otuzbeş yıldır hasrettim ben sana
Sıcak ve şefkatli sineni bir gonca gül gibi aç bana
Temiz havanı teneffüs etmeye geldim kana kana
Aç aç sıcak sineni bana OTUZBEŞ YIL.

Karabaş köyün güzel ve kahraman çocukları zalim felek ile buldunuz aramı
Tam Otuzbeş yıldır gözle görünmeyen, içten içe sızlayalı derin yaramı
Güler yüzleriniz ve sıcak alâkalarınızla sımsıkı sardınız şifa bulmaz yaramı
Artık sana iyi günler ey OTUZ BEŞ YIL.

28 Mayıs Büyük Tekeler’de kutlanan güzel festival, münevver Gerlova gençliğinin neş’e dolu bayramı,
Bu yolda çok büyük adımlar atılmış hızla yürümüş medeniyet kervanı
O güzel ve tatlı günleri seyretmeye doyamadım gizleyemem hayranımı
Seni candan tebrik ederim OTUZ BEŞ YIL.

Günlerden bir gündü sevgili kardeşim(3) ile gittik merhum Mehmet Babaya
Çok şükür felek bizi kavuşturdu kardeşlere, anaya, babaya
Ne yazık ki bir çokları Rahmet-i Rahman olmuşlar intizar ederler duaya
Aradıklarımın hepsini bulamadım OTUZ BEŞ YIL. 

Tatlı bir rüzgâr esti bizleri uçurdu yeşil köşkler boğazına güzel Şumnu’ya
Sürdü bizi Karadeniz kıyılarına güzel kokulu ve şirin Varna’ya
Bunlar bize ebedi hatıra kalacak daha kıyamete kadar anmaya
Seni temiz sinelerinde gezdiriyorlar OTUZ BEŞ YIL.

Uzun yıllar karanlıkta kapalı kalbimi fetih ettiniz açtınız.
Yanık bağrımı teselli için bütün gücünüz ve kuvvetinizle kaçtınız
Can-ı gönülden gelen sevgi ve muhabbetlerinizi etrafa saçtınız
Bunlar hep senin için değil mi OTUZ BEŞ YIL.

Yemyeşil çimen ve koyu gölgelerle bezenmiş Öküzçü alanına indik
Neş’e ve sevinçler içerisinde oynadık zıpladık tatlı tatlı yedik içtik
İlahi Ya rab o gün bizler ne mesut ve hem de ne bahtiyar idik
Ne tatlı günlerin varmış senin OTUZ BEŞ YIL.

Öküzçü alanı mini mini yavruların cıvıl cıvıl sesleriyle inledi
En büyüğümüz muhterem Ağabeyimiz(4) güzel sesiyle Yeşil Kurbağalar şarkısını söyledi
Topluluk içerisinde bağrı yanıklar bu şarkıyı canı gönülden dinledi
Bunlar hep seni teselli için değil mi OTUZ BEŞ YIL?

Köyümüzün sayın emektar başkanı (5) gür sesiyle Çastık Dağlarını çınlattı
Güzel şarkılarıyla bizleri güle güle katlattı çatlattı
Kardeşlerim bu mutlu hatırayı koskoca ahlat gövdesine perçin etti bağlattı
Ah, ah sen hiç unutulmayacaksın OTUZ BEŞ YIL.

Yeşil Büvet işte ben geldim aç kucağını derin sularına dalayım
Sekiz yaşında iken bacağıma açtığın büyük yaranın intikamını alayım
Artık müsaade ette yıllardan beri yanan yüreğimle serin sularında beş-on dakikacık kalayım
Sana bütün hakkımı helâl edeceğim OTUZ BEŞ YIL.

Uzun yıllar sonra Yeşil Büvetin derin suları yine coştu
İçinde gümbür gümbür yıkanmak ve yüzmek ne hoştu
Bu işin tahakkuku için sevimli bir kardeş(6) çok yoruldu ve koştu
Eski hatıraları canlandırıyorsun değil mi OTUZ BEŞ YIL?

Ey Gürleyek deresi yeşil suların şırıl şırıl akıp gider
Seni seyretmeye doymayan nemli gözler dalıp gider
Yaklaşan ayrılık günleri temiz yüreğimi yakıp gider
Yine kalbimde derin bir yara açmaya başladın OTUZ BEŞ YIL.

Ey Gürleyek deresi: tatlı ve berrak sularına bakmaya doyamadım
Rapor alıp ta günümü uzatmakta dostların sözüne uyamadım
Kardeşlerimin çok mert ve samimi alâkalarına hiçte kanamadım
Neden beni bu kadar sıktın OTUZ BEŞ YIL?

Bir akşam üzeri idi topluca tırmandık, çıktık yüksek bayıra
Bağdaş kurup oturduk halı gibi yemyeşil çayıra
Bu tatlı muhabbetler kalplerde kalacak ebedi bir hatıra
Nihayetsiz ufuklarını seyretmek ne tatlı imiş OTUZ BEŞ YIL.

Bağlar arası, Mezarlık altına gezmeye gittik topluca
Siyah ve kırmızı kiraz ikram etti bize tarihi ihtiyar ağaç sütlüce
Belki bunların hiçte kıymeti yoktur sizlerce
Onu bana sor bana OTUZ BEŞ YIL.

Neş’eli günler süratle geçiyor kalplere çökmeye başladı kara keder
Zalim felek durmuyor çarkını süratle çevirip gider
Bir daha sizleri görmeye gitmek nasip olursa eğer
Otuz gün değil doksan gün sende kalacağım OTUZ BEŞ YIL.

Zalim felek tam otuz beş yıl sana yalvardıktan sonra senden birkaç gün zaman aldım. Mutlu günlerle kardeşlerimin yanında ancak otuz gün kaldım.
Bu müddet içinde ilelebet unutulmayacak hatıralar aldım
Senin aşkınla böyle yaşayacağım OTUZ BEŞ YIL.

Artık hayal olmaya başladı geçen neşeli günlerin hatırası
Unutulur mu hiç yudum yudum içtiğimiz tatlı suların bir damlası
Vallahi tallahi unutmadım unutamayacağım yoktur bu işin şakası
Ne çare elimde değil gönlümden çıkmıyorsun OTUZ BEŞ YIL.

Günlerden bir sabah idi, kararmaya başladı Karabaş köyün aydın ufukları
Etrafımızı sarmıştı çocuğu çoluğu ihtiyarı genci sevimli çocukları
Güler yüzler solmuş elâ gözler yaşlı, çatılmış siyah kaşları
Seni yine tarihe gömmek için toplanmışlardı OTUZ BEŞ YIL.

Buruş gövdeli, kuru dallı tarihi ihtiyar karaağaç sevgilileri toplamış başına
Kadın erkek, ihtiyar genç insaf etmiyor bakmıyor feryadına gözyaşına
Bizi oracıkta hamur etti, karıştırdı hasretin sert ve çetin taşma
Yaşadığım otuz günü tekrar sana terke diyorum OTUZ BEŞ YIL.

Ey adı güzel Karabaş köyü otuz günde doyamadım ben sana
Temiz havanı teneffüs edip tatlı ve soğuk sularından içemedim kana kana
Bu yüzden ayrılıyorum senden ah, ah yana yana
Yine beni hasret çukuruna düşürdün değil mi OTUZ BEŞ YIL?

Yediden yetmişe selâm ve sevgiler sizlere ey muhterem Karabaş köylüler
Asaletiniz, cömertliğinizi ve mertliğinizi her yerde söylediler
Hani bir varmış bir yokmuş diye hikaye ederler
İşte o benim içinde yaşadığım OTUZ BEŞ YIL.

Ey Karabaş köyü sana benden kucak dolusu binlerce selâm
Sana hediye ediyorum gönlümden acizane birkaç kelâm
“Taşı ile, toprağı ile, insanı ile güzelsin ve şirinsin vesselâm”
Ölünceye kadar seni kalbimde böyle yaşatacağım OTUZ BEŞ YIL.

Bütün bunlara rağmen mesut ve bahtiyarım artık ölsem de gam yemem
Sizlerden ümidin fevkinde hüsnü kabul gördüm nasıl teşekkür edeceğimi bilemem
Yaşım elli sekiz ömrüm vefa edip te bir daha sizleri görmeye ya gelirim ya gelemem
Bana hakkını helâl et ey OTUZ BEŞ YIL. 

Ne mutludur bana bu yazılarımla unutulmayacak hatıraları dile getirebildimse
Yakından uzaktan ihtiyar ve genç biri çıkıp ta bana selam yok mu dese
Ey bu yazıyı okuyup ve dinleyen sizlere borç olsun selâm ve saygılarımı ulaştırın herkese
Büyüklerin ellerinden küçüklerin gözlerinden öperek hepinizi saygı ile selâmlar OTUZ BEŞ YIL.


Otuz beş yıl hasretini çektiğiniz
kardeşiniz AHMET SONGÜR



NOT : Bu şiirimde vezin ve kafiye aramadan
      tatlı hatıraları dile getirdim.


Şiirde bahsi gecen şahıslar:
(1) Velief
(2) Öğretmen Mehmet
(3) Yunus
(4) Molla Hüseyin oğlu Hüseyin Ağa,
(5) Muhtar Emin
(6) Velief

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to top